Kapı eşiklerinde, bebek yastıklarında, araba aynalarında karşımıza çıkan o mavi göz sıradan bir süs değildir. Bakışın kıskançlıkla zarar verebileceğine dair çok eski bir inancın kalıntısıdır.
Kem göz inancı, hayranlık ya da kıskançlıkla bakan bir gözün, farkında olmadan zarar verebileceği düşüncesine dayanır. Bu inanç Akdeniz havzasında binlerce yıl önce kök salmış ve oradan geniş bir coğrafyaya yayılmıştır. Özellikle güzel bir bebeğin, bereketli bir tarlanın ya da yeni bir malın böyle bakışlardan korunması gerektiğine inanılırdı.
Bu düşüncenin altında, kadim insanın bakışa yüklediği güç yatar. Göz, sadece gören değil aynı zamanda etkileyen bir organ olarak görülürdü. Bir bakış övgü de olsa, içinde gizli bir kıskançlık taşıyorsa, üzerine düştüğü şeye dokunabilirdi.
Kem göze karşı en yaygın korunma yöntemi, ona kendi diliyle karşılık vermekti. Yani bir göze karşı başka bir göz. Nazar boncuğunun mavi gözü, gelen zararlı bakışı yansıtan, onu kendine çekip etkisiz kılan bir kalkan olarak tasarlandı.
Rengin mavi olması da tesadüf değildir. Akdeniz'in kadim dünyasında mavi, göreli olarak nadir bir boya rengiydi ve gökyüzüyle, koruyucu ilahi güçlerle ilişkilendirilirdi. Mavi göz, hem dikkat çeken hem de koruyucu sayılan bir renkte, bakışa bakışla cevap veren bir nesne oldu.
Bugün nazar boncuğu çoğu zaman bir aksesuar, bir hediyelik eşya gibi görülür. Ama onu eşiğe asan, bebeğin üstüne iğneleyen el, farkında olsun olmasın çok eski bir jesti tekrarlar. Bir şeyi görünmez bir zarardan korumak isteğini.
Sembollerin gücü tam da buradadır. Anlamı unutulsa bile jest yaşamaya devam eder. Nazar boncuğu, insanın hem kıskançlığı hem de sevgiyi ne kadar güçlü saydığını, bakışın bile bir dokunuş kadar etkili olabileceğine olan inancını bugüne taşır.