Yeni yıl gecesi dünyanın büyük kısmı aynı anda ses çıkarır. Havai fişekler patlar, çanlar çalar, insanlar bağırır. Bu gürültünün kökeninde kutlamadan öte bir şey, kötülüğü kovma isteği vardır.
Kadim insan için bir yılın bitip yenisinin başladığı an sıradan bir tarih değildi. Bu, iki düzen arasındaki tehlikeli bir boşluktu, zamanın bir an için askıya alındığı bir eşikti. Böyle eşiklerde kötü ruhların, uğursuz güçlerin daha kolay sızabileceğine inanılırdı.
Eşikler her zaman özel korunma isterdi. Bir kapının, bir mevsim dönümünün, bir yıl geçişinin kırılgan olduğu düşünülürdü. Yeni yıl, tüm bu eşiklerin en büyüğüydü, bütün bir topluluğun aynı anda geçtiği ortak bir kapı.
Bu eşikte kötülüğü uzak tutmanın en yaygın yollarından biri ses çıkarmaktı. Yüksek, ani ve güçlü seslerin kötü ruhları ürkütüp kaçırdığına inanılırdı. Davullar, çanlar, bağırışlar ve patlamalar, görünmez tehlikeye karşı kurulan bir ses duvarıydı.
Bu yüzden pek çok kültürde önemli geçişlerde gürültü yapılır. Çan çalmak, silah atmak, tencere kapaklarını birbirine vurmak, hepsi aynı mantığın farklı biçimleridir. Havai fişek geleneği de büyük ölçüde bu koruyucu ses ihtiyacından, ışığın ve patlamanın kötülüğü dağıttığı inancından beslenir.
Bugün yılbaşında ses çıkarırken kötü ruhları kovduğumuzu düşünmeyiz. Bizim için bu bir sevinç, bir coşku ifadesidir. Ama yaptığımız jest, binlerce yıllık bir koruma refleksinin neşeye bürünmüş hâlidir. Korku gitmiş, ses kalmıştır.
Ritüeller çoğu zaman böyle evrilir. Altındaki inanç zamanla silinir, ama davranış kendini korur ve yeni bir anlam kazanır. Yeni yılı gürültüyle karşılarken, farkında olmadan atalarımızın karanlığa karşı çıkardığı o kadim sesi tekrarlıyoruz.