Her gün birkaç kez söylediğimiz bir kelime var, o kadar sıradan ki kökenini hiç sormayız: takvim. Oysa bu kelimenin içinde, zamanı bizim algıladığımızdan çok farklı bir biçimde yaşayan bir dünyanın izi saklı.
Takvim kelimesinin kökü Arapça q-w-m: ayağa kalkmak, dik durmak. Bu kök, günlük hayatta sıkça kullandığımız pek çok kelimenin içinde yaşıyor. Namazdaki dimdik duruşa kıyam denir. Eğrilmeden dosdoğru bir yolda durmaya istikamet. Ölülerin ayağa kalkışına, dirilişine ise kıyamet. Üçünün kökünde de aynı hareket var: ayakta durmak, doğrulmak, devrilmemek.
Takvim de tam olarak buradan geliyor. Bugün bizim için takvim, günleri sayan bir araç, bir sayaçtan ibaret. Ama kelimenin kökeninde bambaşka bir fikir var: takvim, zamanı doğrultan, ayakta tutan bir destek. Kendi hâline bırakılırsa eğrilecek, devrilecek bir yapı olarak tasavvur edilen zamanın, sürekli bakım isteyen bir şey olduğu fikri.
Bu kök tek bir dilde kalmıyor. İbranicede aynı kök kum, 'kalk, doğrul' anlamına gelir; düşene, hastaya söylenen bir emirdir. Tekuma, 'ayağa kalkış' demektir ve kıyametin İbranice karşılığıdır. Aynı kökten gelen makom ise 'yer, mekân' anlamına gelir: bir şeyin durduğu, ayakta kaldığı nokta.
Bir kelimenin bu kadar çok dilde, bu kadar tutarlı bir anlam ailesi taşıması rastlantı değil. Sami dillerinin ortak belleğinde, zamanın kendiliğinden düzenli akmadığı, birinin onu sürekli doğrultması gerektiği fikri derin bir kök olarak duruyor.
Bu fikrin en çarpıcı sahnesi Babil'in yeni yıl festivali Akitu'da görülür. Yılın en kutsal gününde kral, tacını, asasını, kraliyet mührünü, onu kral yapan her nesneyi çıkarır ve başrahibin önünde diz çöker. Başrahip ona bütün gücüyle bir tokat atar; kraldan beklenen tek şey gerçek gözyaşlarıdır. Ağlarsa tanrılar hoşnut olur, yıl bereketli geçer.
Bu bir cezalandırma sahnesi değil, devletin en kutsal töreni. Çünkü Babil dünya görüşünde zaman, yılın sonunda yıpranmış, aşınmış bir varlıktır ve yeniden ayağa kaldırılması, yani takvim edilmesi gerekir. Kralın alçalması, kozmosun yeniden doğrulmasının bedelidir.
Bu yazı, Kutsala Dönüş podcastinin bir bölümünden türetildi. Konunun tamamını dinlemek isterseniz:
Kutsal Zaman: Başlangıca Dönüş → Bölümü Dinle