Yolunu şaşıran, ne yapacağını bilemeyen biri için Türkçede de pek çok dilde de aynı deyim kullanılır: kuzeyini kaybetti. Tuhaf değil mi? Yön arayan biri neden özellikle kuzeyi arasın?
Gece gökyüzünde binlerce yıldız döner, kayar, yer değiştirir; ama aralarında neredeyse hiç kımıldamayan tek bir nokta vardır: Kutup Yıldızı. Binlerce yıl boyunca denizciler, çobanlar, kervanlar başlarını kaldırıp kutup yıldızına baktı ve nerede olduklarını anladı.
Kuzey, değişmeyen yöndür. Her şeyin akıp gittiği bir dünyada tutunabileceğiniz tek sabit noktadır. Kuzeyini kaybetmek, işte o sabit dayanağı kaybetmek demektir; yalnızca yönünü değil, kendini konumlandıracağı referansı yitirmek.
Kadim insan gökyüzünde tek bir yön değil, iki ayrı eksen okurdu ve ikisinin de ayrı bir anlamı vardı. Doğu-batı ekseni yolculuğun kendisidir: Güneş doğudan doğar, batıdan batar; bu, doğumdan ölüme giden hayatın akışıdır.
Kuzey-güney ekseni ise yolculuğun değil, kılavuzun eksenidir. Referans noktası olarak alınan sabit işaret, kutup yıldızı ya da tam kuzey, yönünüzü kaybetmemek için gözünüzü ayırmamanız gereken noktadır. Hayat akıp gidebilir, ama sabit bir kuzeyiniz yoksa, o akış yalnızca sürüklenmektir.
Avustralya'nın göçebe kabilelerinden biri, yanında en değerli eşya olarak yalnızca bir direk taşırdı; inançlarına göre evrenin eksenini temsil eden bu direği her konakladıkları yerde toprağa dikerler ve dikildiği nokta o an dünyanın merkezi olurdu.
Bir gün bu direk kırıldığında, kabile paniğe kapılıp yenisini yontmak yerine amaçsızca dolaşmaya, sonra da ölmeyi beklemeye başlamış; çünkü kaybettikleri sıradan bir tahta parçası değil, dünyalarının merkeziydi. Axis mundi denen bu fikir, yalnızca bir mite değil, insanın kendini bir merkeze bağlama ihtiyacına işaret eder.
Bu yazı, Kutsala Dönüş podcastinin bir bölümünden türetildi. Konunun tamamını dinlemek isterseniz:
Kutsal Coğrafya: Evrenin Haritası → Bölümü Dinle