Nicolaus Copernicus'un 1543 yılında yayımlanan başyapıtı, Yer'i evrenin merkezinden alarak Güneş'in çevresine yerleştirmiş ve gökbilimin seyrini bütünüyle değiştirmiştir. Aşağıdaki pasaj eserin Birinci Kitabından alınmıştır ve kürelerin sıralanışını açıkladıktan sonra Güneş'i evrenin ortasına, en güzel tapınağın kandiline benzeterek yerleştirir. Bu satırlar, Copernicus'un yalnızca bir hesap düzeni değil, evrenin uyumuna dair kozmik bir görüş sunduğunu gösterir.
Bu yüzden şunu itiraf etmekten utanmıyoruz ki, Ay'ın çevresini dolaştığı bu bütün dizge, Yer'in merkeziyle birlikte, öteki gezgin yıldızların arasında, Güneş çevresinde yıllık bir devir hâlinde o büyük yörüngeyi kat eder. Güneş'in evrenin merkezi olduğunu ikrar ederiz. Güneş kımıldamaz kalırken, Güneş'in sahip görünülen her devinimi aslında Yer'in devingenliği olarak doğrulanır.
Evrenin büyüklüğü öylesine engindir ki, Yer'den Güneş'e olan uzaklık öteki gezgin yıldızların yörüngelerine göre belirgin bir ölçü taşısa da, sabit yıldızların küresi karşısında bir hiç mertebesindedir. Bunu kabul etmenin, Yer'i evrenin merkezinde tutanların yapmak zorunda kaldıkları gibi, aklın neredeyse sonsuz sayıda küreyle dağıtılmasına izin vermekten daha kolay olduğunu düşünüyorum. Bunun yerine, gereksiz veya yararsız hiçbir şey üretmemeye büyük özen gösterdiği gibi tek bir şeyi pek çok etkiyle donatmayı yeğleyen doğanın bilgeliğini izlemeliyiz.
Kürelerin sıralanışı, en yüksekten başlayarak şöyledir. Hepsinin ilki ve en yükseği, kendisini ve her şeyi içinde barındıran ve bu nedenle kımıldamaz olan sabit yıldızların küresidir. Onu, otuz yılda dönüşünü tamamlayan Satürn izler. Bunun ardından on iki yıllık bir devirle hareket eden Jüpiter gelir. Sonra iki yılda dolanan Mars. Sıradaki dördüncü yer, içinde Yer'in Ay'ın yörüngesiyle birlikte bulunduğunu söylediğimiz yıllık devre aittir. Beşinci sırada Venüs, dokuzuncu ayda geri döner. Son olarak Merkür, altıncı yeri tutar ve yolunu seksen günlük bir süre içinde tamamlar.
Gerçekten de her şeyin ortasında Güneş oturur. Zira bu en güzel tapınakta, her şeyi aynı anda aydınlatabileceği yerden başka, daha iyi bir konuma bu kandili kim yerleştirebilirdi? Nitekim kimileri onu pek yerinde biçimde dünyanın kandili, kimileri onun zihni, kimileri de onun yöneticisi diye anar. Trismegistos onu görünür tanrı diye adlandırır, Sophokles'in Elektra'sı ise her şeyi gören diye. Böylece Güneş, gerçekten de bir kral tahtına oturmuş gibi, çevresinde dolanan yıldız ailesini yönetir.
Yer de Ay'ın hizmetinden yoksun bırakılmış değildir, tersine Aristoteles'in Hayvanlar Üzerine adlı eserinde söylediği gibi, Ay'ın Yer ile en yakın akrabalığı vardır. Bu arada Yer, Güneş'ten gebe kalır ve her yıl bir doğumla yüklenir. Böylece bu düzenlemede evrenin hayranlık verici bir bakışımını ve yörüngelerin devinimi ile büyüklüğü arasında, başka hiçbir yolla bulunamayacak uyumlu bir bağ buluruz.
Kaynak metin (İngilizce çeviri)
- Eser
- De Revolutionibus Orbium Coelestium (Göksel Kürelerin Devinimleri Üzerine)
- Metin
- Birinci Kitap, Onuncu Bölüm, sayfa 33-34
- Atfedilen
- Nicolaus Copernicus
- Basım
- 1543 (Nürnberg birinci baskısı)
- Dijital kaynak
- Source Library (Latinceden İngilizceye çeviri)
- Türkçe çeviri
- Şira Nur Uysal, Kutsala Dönüş
Kaynak metin ve çevirisi CC BY-SA 4.0 lisansıyla, Source Library (sourcelibrary.org) atfıyla paylaşılmaktadır. Bu Türkçe çeviri de aynı lisansla açıktır.
Bu Metin Neden Önemli
Bu metin, bilim tarihinin dönüm noktalarından birini işaretler ve Güneş merkezli evren tasavvurunu ilk kez tam anlamıyla ortaya koyar. Copernicus'un Güneş'i görünür bir tanrıya, bir hükümdara ve dünyanın kandiline benzeten satırları, çağların kozmik hayal gücünü kalıcı biçimde biçimlendirmiştir.