Rönesans döneminin en etkili okült felsefe eserlerinden birinde Agrippa, doğanın yıldızların ışıklarıyla aşağı dünyaya kazıdığı işaretleri izler ve bakışını insan doğasına çevirir. Bu pasajda insan, evrenin en tam suretidir ve bütün göksel ahengi kendi içinde taşır. Böylece "yukarıda nasılsa aşağıda da öyle" ilkesi, insan bedeninde okunabilen bir işaret olur.
Doğanın kendisinin yıldızların ışıklarıyla bu aşağı âlemlerde resmettiği işaretlere dikkat etmişlerdi. Kimileri taşlarda, kimileri bitkilerde ve dalların boğum ve düğümlerinde, kimileri de hayvanların çeşitli uzuvlarında bulunur. Zira defne, nilüfer ve heliotropium güneşe ait bitkilerdir. Bunların kökleri ve düğümleri kesildiğinde Güneş'in karakterlerini ortaya çıkarırlar. Aynı şey hayvanların kemiklerinde ve kürek kemiklerinde de görülür. Kürek kemiklerini inceleyerek yapılan kehanet uygulaması buradan doğmuştur.
Dahası göksel cisimlerin karakterleri ve suretleri, taşlarda ve taş ocaklarında da az bulunmaz. Fakat şeylerin bu denli büyük çeşitliliği içinde bilgi kolayca aktarılamadığından, insan bilgeliğinin kavrayabileceği o birkaç örnek dışında, şimdilik bitkilerde, taşlarda ve diğer şeylerde ve pek çok hayvanın uzuvlarında araştırılabilecek olanları bir yana bırakacağız ve bakışımızı yalnızca insan doğasına dikeceğiz.
İnsan bütün evrenin en tam suretidir ve her göksel ahengi kendi içinde barındırır. Bu yüzden onda, tüm yıldızların ve göksel etkilerin mühürlerinin ve karakterlerinin bolluğunu kuşkusuz buluruz. Bunlar göksel doğadan daha az uzak oldukları için daha da etkilidirler. Gerçekten de yıldızların sayısı yalnızca Tanrı tarafından bilindiği gibi, onların bu aşağı şeyler üzerindeki etkileri ve işaretleri de yalnızca ona malumdur. Bu nedenle hiçbir insan zekâsı onların tam bilgisine erişemez.
Böylece pek az şey bilinir hale gelmiştir. Bunları eski filozoflar ve el falcıları kısmen akıl yürütmeyle, kısmen deneyimle elde etmişlerdir ve pek çok şey hâlâ doğanın hazinelerinde saklı ve kilitli kalmaktadır. Bu yüzden burada, eski el falcılarının insanların ellerinde tanıdığı gezegenlere ait birkaç işaret ya da karakteri kaydedeceğiz. Julianus bunlara kutsal ya da ilahi harfler adını verir, çünkü Kutsal Yazıya göre insanların yaşamları ellerinde yazılıdır. Bu işaretler bütün uluslarda ve dillerde aynı ve tutarlıdır.
Kaynak metin (İngilizce çeviri)
- Eser
- De Occulta Philosophia Libri Tres (Gizli Felsefe Üzerine Üç Kitap)
- Metin
- Birinci Kitap, Bölüm XXXIII, sayfa 55
- Atfedilen
- Heinrich Cornelius Agrippa
- Basım
- 1533
- Dijital kaynak
- Source Library (Latinceden İngilizceye çeviri)
- Türkçe çeviri
- Şira Nur Uysal, Kutsala Dönüş
Kaynak metin ve çevirisi CC BY-SA 4.0 lisansıyla, Source Library (sourcelibrary.org) atfıyla paylaşılmaktadır. Bu Türkçe çeviri de aynı lisansla açıktır.
Bu Metin Neden Önemli
Bu pasaj, Rönesans okült felsefesinin merkezindeki mikrokozmos öğretisini özlü biçimde dile getirir. İnsan bedeni, göksel düzenin küçültülmüş bir aynası olarak okunur ve tüm doğa bir işaretler ağı gibi görülür. Batı ezoterizminin temel metinlerinden biri olan bu eser, sonraki yüzyıllar boyunca büyü, astroloji ve doğa felsefesi anlayışlarını derinden biçimlendirmiştir.